En başındaki gözlemimiz halk oylaması sürecinin sağlıklı yürümediği ve sonucunun da sağlıklı olmayacağıyla ilgili tespitimizdi. Bunu; ‘yapılan anayasa değişikliğiyle ilgili toplumun yeterince bilgilendirilmediği, konunun içeriğinin toplumun bilgisinden kaçırıldığı ve geleceğimiz açısından hayati sayılabilecek bir referandum sürecinin daha “Evet” ve “Hayır” arasına sıkışmış basitlikte götürülmek istenmesi’ değerlendirmemiz üzerine yapmıştık.

Bu tespitlerimiz üzerinden geçen 15 günlük süre içerisinde yapmış olduğumuz ziyaretler sonucunda binin üzerinde kişiyle görüşmede, sürecin konu esas içeriğinden uzaklaştırılarak adeta bir siyasi çekişmeye dönüştüğünü üzülerek gözlemliyoruz. En başında ne yazık ki TBMM de uzlaşı yoluna gidilmeden kavgalarla nihayetinde zorlayarak halkın önüne getirilen ardından yine sürekli gerginlik yaratılmak suretiyle yürütülen halk oylaması sürecinde gerginliğin, çekişmenin olmaması zaten kaçınılmazdır.

Bu süreçteki bazı gözlemlerimiz ise:

Siyasetle halk oylaması konusunun birbirinden ayrılamadığı,

Bununla birlikte toplumun her kesimine eşit mesafede olması gereken kamu yada özel kurumların aksine davrandığı, hatta bunda yarıştığı,

Halk oylaması sürecinde resmi ya da özel televizyon, gazete ve diğer yollardan Evet’i savunanların Hayır’ı savunanlara göre 20 kat daha fazla zaman kullanabildiği, yayın organlarının bu konuda baskı altında tutulduğu hissi oluştuğu,

Evet ve Hayır’ı savunan siyasi tarafların arasında olması gereken bir halk oylaması yarışında, aslında tarafsızlığını koruması gereken Sayın Cumhurbaşkanının kendi konumunu ve olanaklarını da kullanmak suretiyle Evet’i savunan kesimden çok daha belirgin şekilde öne çıktığı, bunun da demokratik sürece engel anlamına geldiği,

Hayır ile ilgili bilimsel, akla, mantığa uyan karşılıklar varken Evet’e ilişkin bu yönde bir gözlem yapılamadığı, bunda da hayır seçeneğinin içerik olarak aktarılabildiği ancak Evet’in yeterince anlatılamadığı ve içeriğinden bağımsız daha çok kişiler ve siyaset üzerinden savunulduğu,

Her kesimden toplumun yaşanan süreçten ötürü hoşnutsuz olduğu, giderek daha fazla kutuplaştığı, kendini ifade etmekten çekindiği hatta korktuğu, geleceğe dönük belirsizlik duygusunun arttığı,

İktidarın, toplumun geleceğine ilişkin referandum tercihini zaman zaman bir tehdit unsuru gibi kullandığı, diğer tercih tarafında olanları farklı suçlamalara maruz bıraktığıdır.

Yukarıda aktardığımız ve sahaçalışmalarımız neticesinde tespitlerimizin başlıklarını değerlendirdiğimizde, halk oylaması sürecinin toplumu 16 Nisan’dan sonra da sağlıksız bir sürece götürebileceği yönündedir.

Geride kalan sürede gerginliğin azaltılması, bağımsız olması gereken kurum ve kişilerin kendi pozisyonlarına çekilmesi, toplum önderlerinin barışçıl yaklaşımlar sunması sürecin en az zararla atlatılmasında faydalı olacaktır.

Sağlıkta Şiddet n e yazık ki devam ediyor…

29 Mart Çarşamba günü Aksaray'ın Eskil ilçesi Bozcamahmut köyü Aile Sağlığı Merkezi'nde aile hekimi olarak görev yapan Dr. Hüseyin Ağır, uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi.

Dün ise Sinop Atatürk Devlet Hastanesi’nde Genel Cerrahi Uzmanı olarak görev yapan Dr. Mustafa Erdem, yaklaşık bir ay önce gerçekleşen bir ameliyat sırasında yaşamını yitiren bir hastanın yakınları tarafından, 29 Mart 2017 Çarşamba akşamı eşinin kullandığı arabayla evinin önüne geldiği sırada, aracın önü kesilerek ağır şekilde darp ve ölümle tehdit edildi. Olayda, Dr. Erdem’in eşine de hakaret ve tehditler yöneltildi.

Şiddet devam ediyor, çünkü şiddet dili devam ediyor.

Şiddeti yapanları buna neden olanları kınıyoruz.

Buna dur demek için şiddete de Hayır diyoruz.

Saygılarımızla.

Dr. Murat ERKAN

Samsun Tabip Odası Başkanı