23 Aralık 2016 Cuma 18:44
SELİM BİLAL : PARA ZAM PARA
 Ekonominin içine eden PARA

Kökeni Farsça Pare kelimesinden geliyor. Küçük parça anlamında kullanılan bir sözcük.

Bulunduğundan bu yana tarih boyunca para, ülkelerin ve milletlerin özgürlük ve egemenlik sembolü olmuştur. Zenginliğin ve egemenliğin ifadesi olarak güçlü kavimler tarih boyunca kendi adlarına para bastıran hükümdarları barındırmışlardır.

 Tarihte parayı bulan ve kayıtlara geçiren ilk topluluk Lydialılardır.

Bu kavim Anadolu’nun batısında şimdiki Gediz-Menderes havzasında yaşamıştır. M.Ö. 7. Yüzyılda parayı bulan, basan ve kullanan Lydia uygarlığı büyük bir ticari faaliyet içindedir ve bu faaliyetleri sonucunda zenginleşerek, gerek kültür ve gerekse ticari alanda büyük ilerlemeler kaydetmiştir.

Para o dönemlerde uygulanan “ değişim” uygulamasının yerine kullanılmaya başlanmıştır. Ticarette değişim yerine paranın kullanılması ile dünya ticaret tarihinde yeni bir dönem başlamıştır.

İslam tarihinde ilk para Hz. Ömer zamanında basılmıştır. Osmanlı devletinde ise ilk kez Orhan Gazi kendi adına gümüş sikke döktürerek parayı bastırmıştır.

Osmanlılar ilk altın parayı ise Sultan Fatih zamanında bastırmıştır.

Altın ve gümüş paralar dışında bir de banknot denilen kağıt paralar vücuda gelmiştir. 800 lü yıllarda ilk kez Çin’de basılıp kullanılan kâğıt paralarla “değişim aracı” olarak kullanılan bu materyal dünya ticaretine iyice yerleşmiştir.

Bugün devletlerin güç göstergesi haline gelen para şu anda dünya üzerinde 160 ayrı birime sahiptir.

En güçlü para birimi olarak sterlin yani İngiliz parası karşımıza çıkmaktadır.

Ardından yine Avrupa Birliği parası olan Euro ve ABD parası Dolar gelmektedir.

Dünya üzerinde en yaygın olarak kullanılan para birimi ise malumunuz Dolardır.

Paranın tarihsel sürecine şöylece bir göz attıktan sonra ekonomik sürecine de bir göz atmak gerekliliği hasıl oluverdi.

Son aylarda yaşanan ekonomik sıkıntıların asıl kaynağı bu belirttiğimiz para birimleri olduğundan bu konunun üzerinde hassasiyetle durulması gerektiği açıktır.

Paranın bulunuşu itibarı ile asıl amacı “ticarette değişim aracı” olarak kullanılmasıdır. Paradan önceki dönemde mal takası şeklinde cereyan eden ticaret, paranın bulunması ile yeni bir perdeye bürünmüş olup ticarette devrim yapmıştır.

Artık mal ile mal mübadelesi yerine, ilgili devletin altın veya gümüşten darp ettiği madenin üzerine vurulan mühür ile değerini bulan metal kullanılarak ticaret revan olmuştur.

Para her kavmin, devletin kendi iç ticaretini düzenlemesinde yine kendi hükümranlık bölgesinde geçerli olmak üzere ortaya çıkan bir materyal iken, modern çağda paranın dünya üzerindeki tüm kavimler arasında değiştirilmesi ve bu şekilde ticaretin global hale gelmesi prensibi ağır basmıştır.

Konvertibilite adıyla anılan bu uygulama sayesinde her birim para dünya üzerinde serbestçe alınıp satılır hale getirilmiştir.

Ancak bu durum beraberinde çok önemi bir sıkıntıyı doğurmuştur.

Paranın dünyanın herhangi bir yerinden satın alacağı mal ve hizmetlerin karşılığı olan asıl değerini devletlerin merkez bankalarındaki altın stokları takdir ediyordu. Ancak ABD bu kurala uymayarak 1971 yılında tüm dünyaya rest çekti ve ABD doları karşılığında altın veremeyeceğini herkese ilan etti.

Öküzün öldüğü ve para ile alakalı dünya üzerinde ortaklığın bozulduğu tarih bu tarihtir. Yani 1971

Peki, bu yeni oluşan defacto durum karşısında dünyanın diğer milletleri kendilerini nasıl korumuşlardır?

Koruyamamışlardır.

Karşılığı olmayan parayı sürekli basarak dünyada beleşe mal ve hizmetleri satın almaya başlayan Amerikan tilkiliği, ses çıkaranı da bombalarıyla susturmayı başarmıştır.

Paradaki gerçek değeri böylelikle artık Amerikan ordusunun müdahale gücü belirlemeye başlamıştır.

Bu “müdahale ve kaos gücü” daha sonraki yıllarda başka bir kurnazlığa daha imza attı. Nedir O?

Paranın bir mal gibi alınıp satılarak ticaretinin yapılması, yani paradan para kazanma ticaretinin altyapısını kurup yönetmeye başladı. Dünyanın çeşitli noktalarında para borsaları oluşturdular. Bunlardan en güçlü ve önemlileri ise Londra ve Newyork borsalarıdır.

ABD, uluslararası şirketleri ve bankaları vasıtası ile artık dünyanın her yerinde borsalar kurup, o bölgeleri etki ve baskı altına almayı başardı.

Tüm mal ve hizmetlerin yerel para birimi üzerinden değerlerini kaydedip, daha sonra yerel para biriminin değerini sürekli düşürerek kar eden bu anlayış aynı zamanda kendi sattığı ürünlerin de fiyatını kendi para birimi üzerinden koyduğu için, bir başka devletin para birimi ile o malı alabilmenin maliyeti de sürekli artmaya devam etti. Böylece hem mal ve hizmetleri alırken hem de satarken, bu mal ve hizmetlerin gerçek değerleri üzerinden değil, paralarını manipüle ederek ekstra kazançlar elde etmeyi başardılar.

Bu aynı zamanda bir ürünün gerçek değerini kalitesi belirler prensibini de yok etti.

Bu yolsuzluk maalesef bugün bütün dünya üzerinde ahmakça devam ettirilmektedir.

Ahmakça diyorum çünkü bu alışverişte tek kazanan dünya para piyasalarını yönetip manipüle eden ABD ve İngiltere olmaktadır.

Hiç üretmeden, oturdukları yerden tüm dünyayı bu şekilde sömürmeyi başarmaktadırlar.

Bir ülkenin döviz ihtiyacının, o ülkenin ithal edeceği malların döviz cinsinden miktarına bağlı olduğu söylenir.

Eğer hazinenizde yani kasanızda yeterince karşılığınız varsa o takdirde yerel para biriminiz ilgili döviz cinsi karşısında değer kaybetmez derler. Bu kural üzerine ticareti oturtan çok zekiler maalesef az gelişmiş ve muhtaç ülkeleri de kendi dümen sularına uydurmayı başarmışlardır. Çünkü sonuçta durum böyle neticelenmiyor. Sizin yeterli döviziniz olsa bile ekonomi kalpazanları el ayak oyunlarıyla paranızın değerini birkaç tuşla düşürebilmekte mahir olmuşlardır.

Türkiye son aylarda yaşadığı para üzerinden ekonomik darbeyi bu yüzden atlatamıyor. Çünkü darbeyi yapanların amacı zaten Türkiye’yi çökertmek. Yani ticari kurallara göre değil tamamen siyasi ihtiyaçlarına göre dövizlerin değerini istedikleri gibi belirlemektedirler.

Bizim ekonomistler ise bu gerçeği ya görmüyor ya da bağlı oldukları teşkilatlar yani beslendikleri yerler başka türlü davranmalarına izin vermiyor.

"Hırsıza gel sen evde serbestçe dolaş deyip evden hiçbir şey çalınmamasını beklemek" 

Şu anda kilitlenmek üzere olan TC ekonomisinin döviz sahtekarlığı, kur manipülasyonları yüzünden battığını görmek için daha ne olması bekleniyor.

Dövizin başka ellerde değer alıp verdiği bir ekonomik sistemde “ ben dünya ticaret arenasında adil rekabet edeceğim” diyerek paranızı serbest piyasa şartlarında kontrolsüz, bir takım çakalların insafına bırakırsanız, dün size güvenip bu ülkeye yatırım yapan Türkiye sevdalılarına en büyük kazığı atmış olursunuz.

Örnek mi;

İşte Türkiye’den binlerce gayrimenkul satın alan Arap sermayesi. Aldıkları gayrimenkullerin değeri şu anda yarı yarıya düşmüş durumda, Peki bu insanlar veya onları gören diğer yatırımcılar gelip sizin ülkenizde bir daha yatırım yapar mı? Asla

Bir daha bu ülkeye güvenir mi ? Kat’a

Peki, ülkemin pek saygın yerli yatırımcısı yatırım yapar mı? Zinhar

Bir başka deyişle ekonomiyi yönetenler, sözüm ona bu ülkeye yatırım çekmeye çalışanlar, bu son döviz manipülasyonlar karşısında Türk Lirasının değerini korumayarak ülkelerine yatırım yapan hem yerli hem de yabancı yatırımcıya ihanet etmiş, büyük bir kazık atmış oldular.


Cari açığı 100 milyar dolar seviyesinde olan ve 400 milyar dolar dış borcu olan bir ülkenin parasının değer yitirmesini engellememek bu borcun iki ay içinde %30 artmasına sebep oldu. Yani bu borcu ödemek için misal 1000 saat çalışmak zorunda iken şimdi 1300 saat çalışmak zorunda olacaksınız. Tabi yapacak bir iş kalırsa piyasada.

Efendim, dünya piyasalarındaki dalgalanma falan,, Geçin bunları

Siz vatandaşınıza söz verdiğiniz ekonomik korumayı sağlayamadığınız için, manipülatif döviz artışlarına tüm ticareti kurban ettiğiniz için ülkemiz şu anda ciddi bir kriz yaşıyor.

Yapılan hatalar ve yapılmayan müdahaleler herkese kaybettirdi.

Dövizini satıp Türkiye'de yatırım yapan yatırımcı, dövizini bozdurmasa zarar etmeyecekti, ithal ürün alıp ihraç malı hazırlayan ihracatçı hiç işlem yapmasa bu kadar döviz borcuna yansıyan kur farkına kurban olmayacaktı. Piyasalardaki durgunluk yakında devletin gelirlerinde de ciddi azalmalara yol açacağından kriz daha fazla derinleşmeden bir an önce müdahale edilmesi gerekmektedir.

Görüyorum ki hiç kimsenin de bu olaya müdahale etmek için bir hamlesi yok.

Hâlbuki 1 milyonluk ordusu ile parasının değerini koruyabilen bir Türkiye olabilmeliydik. Amerikalı oturduğu yerden ülkemizi sömürmeye cesaret edememeliydi.

Döviz kurlarını denetimli kontrol ile yönetmeyi başaramadığınız sürece, doların değerini 3 TL’ye çekmediğiniz sürece bu ülkede ekonomik kriz bitmeyecektir.

Eğer doları 3 TL bandına çekerseniz ülkemizde kaybettirdiğiniz tüm gerçek yatırımcılara özür borcunuzu da eda etmiş olursunuz.

Vatandaşa cebindeki 3-5 bin doları satarak ekonomik krizi önle mesajı veriliyor.

Bunun olmadığını, işe yaramayacağını hepimiz biliyoruz. O halde amaç ne?

Vatandaşa dövizini satmayı önerirken, yarın dövizin tekrar yükselmeyeceğini garanti ediyor musunuz? Hayır, Peki dert ne?

Anlayamıyorum anlatamıyorum. Ama eminim 3-5 vatanperver bizi anlayacak ve bu ülkenin uluslararası bankacılık ve şirketler şebekesi tarafından sömürülmesinin önüne hep birlikte geçebileceğiz.

Yeni bir ekonomik anlayışla, milletimizi dünyaya meze olmaktan kurtarmalıyız.

İnsan doğduğunda aynı zamanda ölüm fermanı imzalandığına göre bari kısacık ömrü hayatımızda enayi gibi söğüşlenmeye rıza göstermeyelim.

Para üzerinden para kazananların oyunlarını bozalım, kur manipülasyonu ile mal ve hizmetlerin değerini sıfırlayıp beleşe ele geçirmelerine müsaade etmeyelim,

Parasının karşılığında altın bulundurmayan yani karşılıksız kağıt basarak dünyayı satın alan emperyallere dur diyelim.

Çözüm çok kolay çok. Kurları 2016 başıdaki değerine çeksinler ekonomi bir haftada canlanır. Başka hiçbir şeye gerek yok. Piyasa güven arıyor güven.

Kalın sağlıcakla

Selim Bilal

 

 

 

 

 

Son Güncelleme: 28.12.2016 16:17
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.